Home»Uncategorized»NÂZIM HİKMET’İN PEK BİLİNMEYEN BULGARİSTAN ZİYARETİNDE NELER YAŞANDI?

NÂZIM HİKMET’İN PEK BİLİNMEYEN BULGARİSTAN ZİYARETİNDE NELER YAŞANDI?

“…[Nâzım] Guslar köyünün yeni TKZS’sine [Trudovo-Kooperativno Zemedelsko Stopanstvo/Kolektif çiftliklere verilen ad] Bulgar-Türk üye kaydına başlıyor. Köy odası hınçahınç insan dolu. Gaz lambasının oynak alevi, Bulgar kalpaklarının, Türk sarıklarının ve dağınık saçların heybetli gölgesini yansıtıyor duvarlara. […] Kararsızlık içinde olanlar dışarıda toplanıyor, görünmemek istiyorlar; fakat meraklarını da yenemedikleri için pencerelerden ve kapılardan bakıyorlar. Genel sevinç adeta bulaşırcasına etki yapıyor. Bunların yüzlerinde gülümsemenin verdiği sevecenlikle birlikte bir çeşit korku ve şüphe ifadesi de seziliyor.”1

Nâzım Hikmet 1951’de Türkiye’den kaçmak zorunda kalıp Sovyetler Birliği’nde yaşamaya başladıktan sonra dünya komünist hareketi ve pek çok ülkede sosyalizm propagandası için aktif olarak çalıştı. Bunlar Nâzım Hikmet’in daha az bilinen faaliyetleri arasında yer alır.

Örneğin 1951 sonrası Dünya Barış Konseyi’nin yönetiminde yer almış, pek çok uluslararası toplantısına katılmıştır, Dünya Gençlik Federayonu’nun festivallerine katılır, dünya gençlerine hitap eder, oraya gelen Türkiyeli öğrenciler ile buluşur vs. Ancak bunlar arasında yine az bilinen Bulgaristan ziyaretinin Nâzım için özel bir yeri olmuştur. Kim bilir belki Karadeniz kıyılarını memleketine benzettiğinden, belki de memleketdaşları, dildaşları ile buluşma fırsatı verdiğinden. Nâzım’ın en güzel memleket hasreti şiirleri de Bulgaristan’da yazılmıştır denebilir.

Nâzım Hikmet Bulgaristan’a iki kez gider. İlki memleketten ayrıldıktan birkaç ay sonra 1951 Haziran’ında diğeri de 1957 yılında. İlk ziyareti gezme amaçlı değildir; özel bir misyonu vardır: Bulgaristan’daki Türk azınlığa mensup köylüleri genç Halk Hükümeti’nin yaygınlaştırmaya çalıştığı kolektif çiftliklere katılmaya ikna etmek. Zira Türk köylüler kolektif çiftliklere özel olarak karşı çıkarlar. Bunun bir sebebi Türklerin önemli bir kısmının zengin köylülerden oluşması ve zenginliklerini kaybetmek istememeleridir. Diğer önemli bir etken de hem bu zengin toprak sahibi köylülerin hem de Türk köylüleri üzerinde çok etkili olan Hocaların ve Türkiye’den yapılan radyo programlarının anti-komünist propagandalarıdır.

Bu durum sadece kolektivizasyon ile ilgili değildir. Bulgaristan Türkleri yeni başlayan Soğuk Savaş’ta bir cephe hattının ortasında kalmıştır. 1947 itibariyle Türkiye Soğuk Savaş’ta safını netleştirir ve Türkiye’de anti-komünist faaliyetler hız kazanır. 1948 sonrası yıllar aynı zamanda Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmek için çalıştığı ve bunun için de örneğin hiç ilgisi olmadığı halde Kore’ye binlerce asker yolladığı yıllardır. Bulgaristan-Türkiye sınırı da soğuk savaşın yoğunlaştığı noktalardan biri, yani cephe hattı olur. Bulgaristan’da yaşayan Türkler sosyalizme mi yoksa kapitalizme mi ikna olacaktır?

Bu sürecin ortasında bir göç dramı yaşanır. Bulgaristan Hükümeti Türk köylülerini kolektif çiftliklere geçiş sürecinde bir engel olarak gördüğü için Türkiye’ye gitmelerini teşvik etmek için sınırdan geçişi serbest bıraktığını açıklar. Ancak Türkiye böyle bir göçü kabul etmeyeceğini bildirir ve sınırını kapatır. Dolayısıyla Türkiye’ye gitme umuduyla yola koyulan binlerce Türk aile Bulgaristan sınırından geçer ancak Türkiye sınırında yığılır kalır. 1950’nin Aralık ayında dramın boyutları büyüyünce Türkiye sınırı açmaya karar verir ve bu şekilde 150 bin kadar kişi Türkiye’ye geçer. İki yıla yakın devam eden bu sürecin sonunda Bulgaristan Hükümeti göçü sona erdirir ve geri kalan Türkleri kolektif çiftliklere katılmaya ikna etme doğrultusunda propagandaya girişir. Ve Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi, özel olarak da Genel Sekreteri Vılko Çervenkov Nâzım Hikmet’i propaganda konusunda yardımcı olmak için Bulgaristan’a davet eder.

Nâzım Hikmet ve şiirleri Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Bulgaristan Türkleri arasında da sevilmektedir. 1950’de, yıllardır haksız yere hapishanede yatmakta olan şairin serbest bırakılması için Türkiye’de olduğu gibi dünya çapında da ‘Nâzım’a özgürlük’ kampanyaları düzenlenmiştir.

Dünya Barış Konseyi’nin öncülüğünde, içerisinde Jean Paul Sartre, Pablo Picasso ve Paul Robeson gibi aydın ve sanatçıların da yer aldığı bir komite Nâzım’ın serbest bırakılması için kampanyalar düzenlemiştir. Bu uluslararası kampanyanın Bulgaristan’da da yankıları olur. Burada da bir komite oluşturulur. Nâzım Hikmet’i tanıtmak ve Türk hükümeti üzerinde baskı oluşturmak için yayınlar yapılır, kampanyalar düzenlenir. Bulgar köylerinden Türk hükümetine Nâzım’ın hapisliğine son verilmesini talep eden yüzlerce telgraf gönderilir. Bu dönemde pek çok eseri Bulgarcaya tercüme edilir, okullara ve meydanlara şairin adı verilir. Bulgaristan Yazarlar Birliği 15 Mayıs’ı Nâzım Hikmet günü ilan eder. Dolayısıyla 1951 Haziran’ında Nâzım Bulgaristan’a geldiğinde sevgi ve hayranlıkla karşılanır.

Bulgaristan’da 12 gün kalır. Nâzım Hikmet burada kaldığı sürece Türklerin sosyalist sisteme entegrasyonunun nasıl sağlanacağı konusunda kafa yorar. Türklere yapılan propaganda faaliyetlerinin halkın ilgisini çekecek şekilde nasıl yeniden düzlenebileceği konusunda BKP’ye tavsiyelerde bulunur. Yoksul Türk köylüsünü Hocalar ve Türkiye’den yapılan anti-komünist propagandan kurtarmak gerekmektedir. Bunun için Türklere dönük propaganda faaliyetlerinin önemi, radyo programları, gazete ve dergiler aracılığıyla yayınlar yapılması konusundaki düşüncelerini bir rapor haline getirir.

Nâzım’a göre Türklerin Bulgarca bilmemesi sorunu entegrasyonu ve siyasi katılımı engellemektedir. Öte yandan Türklerin dillerini ve geleneklerini iyi bilmeyen Bulgar yetkililer de Türk köylüler ile iletişim kurmakta zorlanmaktadır. Örneğin domuzu günah olarak gören Türklerin domuz çiftliklerinde çalışması istenmektedir.

Bulgaristan ziyaretinin Nâzım için özel bir yeri olmuştur. Nâzım’ın en güzel memleket hasreti şiirleri de Bulgaristan’da yazılmıştır denebilir.

Nâzım Hikmet de Bulgaristan’da memleketdaşları ile birlikte olmaktan ve Bulgaristan Komünist Partisi adına onlara hitap etmekten ve onları sosyalizme örgütlemek üzere çalışmaktan çok mutlu ve umutludur. Köylerdeki Türklerle tek tek görüşerek koşullarını, yaşadıkları sorunları, neden Türkiye’ye gitmek istediklerini ve Bulgar hükümetinden taleplerini anlamaya çalışır. BKP yetkililerinin de katılımıyla 30’un üzerinde toplantı yapılır ve bu toplantılara 130 bin kadar Türk katılır. Nâzım yoksul ve topraksız köylülere seslenir. Türkiye’de kapitalizmin hüküm sürmekte olduğunu ve sosyalizm ve kapitalizm hakkındaki farkları anlatır. Türkiye’deki işçilerin ne kadar zor koşullar altında ekmeklerini kazanmakta olduklarından bahseder. Bulgaristan’daki Türklerin Bulgar kardeşleri ile birlikte kolektif çiftliklere katılarak sosyalizmi kurmak için birlikte çalışmalarının getireceği yararları anlatır.

Toplantıların sonunda köylülerden ikna olanlar kolektif çiftliklere katılmak için listeye adlarını yazdırır. Bunların sayılarının ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Ancak Nâzım’ın ilgiyle dinlendiği muhakkaktır.
Nâzım’ın Bulgaristan ziyaretini yakından takip eden BKP MK üyesi Ali Rafiev şairin bu ziyaret sırasındaki çabalarının meyvelerini oldukça gerçekçi bir şekilde şöyle tanımlar:

‘Hayat, olayların gidişi, Nâzım’a sorunun yüzeyde, sözle, bir çırpıda çözülür cinsten olmadığını, yeni düzenin, sosyalizmin hatası da olmadığını gösterdi. Bu bir. İkincisi, yine de, Nâzım’ın gezisinin ve gösterdiği inandırma çabalarının, duygusallık ve coşkusunun bu ahaliyi iç ve dış gericilik etkilerinin olmayacak bir düzeye çıkarmada belirli bir yardımı oldu. Biri sömüren ve ezenlerin, biri de sömürülen ve ezilenlerin iki Türkiye olduğu gerçeğini bazı kafalara daha da yerleştirdi.’2

Yani, kısaca söylemek gerekirse, bu Bulgaristan ziyareti komünist şairin sosyalizmin mümkün ve gerçek olduğuna inanmışlığının da bir göstergesidir.3

  1. Blaga Dimitrova. ‘Bulgaristan Gezisi Notları’, F. Erdinç, Nazım Hikmet ve Bulgaristan içinde (Evrensel Dostluk Yayınevi, 1977) s. 146.
  2. Fahri Erdinç. Nazım Hikmet ve Bulgaristan ( Evrensel Dostluk Yayınevi, 1977) s.48.
  3. Bu yazıdaki bilgiler için şu makaleden yararlanılmıştır: Gözde Somel ve Neslişah Leman Başaran. ‘Engagement of a Communist Intellectual in the Cold War Ideological Struggle: Nazım Hikmet’s Bulgaria Visit in the 1951’. Cangül Örnek ve Çagdas Üngör. Turkey in the Cold War: Ideology and Culture içinde (PalgraveMacmillan, 2013).

Kaynak: Neslişah Başaran, sol.org.tr

UYARI: Yayınlanan haber, yazı ve fotoğrafların tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilse dahi haber, yazı ve fotoğraflar özel izin alınmadan kullanılamaz.

BİZİ FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDİNİZ. TIKLA VE TAKİP ET