Home»Güncel»BULGARİSTAN TÜRKLERİ ‘1989 MAYIS OLAYLARININ’ 30. YILINI ANIYOR

BULGARİSTAN TÜRKLERİ ‘1989 MAYIS OLAYLARININ’ 30. YILINI ANIYOR

Bulgaristan’da 1989 yılına kadar hüküm süren komünist rejim döneminde, ülkedeki Türk ve Müslümanlara karşı uygulanan, isimlerin değiştirilip ibadetlerin yasaklandığı asimilasyon günleri, aradan geçen 30 yıla rağmen unutulamıyor.

45 yıl süren komünist rejimin özellikle son döneminde yoğunlaşan asimilasyon politikalarının kurbanları ve sadece haklarını aradıkları için siyasi suçlu olarak cezaevi ve kamplara gönderilen mağdurlar, her yıl mayıs ayında düzenlenen törenlerle anılıyor.

Bulgaristan’ın kuzeydoğusundaki Şumnu şehrine bağlı Kaolinovo (Bohçalar) kasabasında da dönemin baskıcı politikalarına karşı mücadele ederken yaşamını yitiren 4 Bulgaristan Türk’ü için anıt açıldı ve anma töreni düzenlendi.

Mayıs 1989 yılında isimlerinin, hak ve özgürlüklerinin geri verilmesi ve totaliter rejimin baskılarının son bulması istemiyle ayaklanan Türkler, dönemin jandarma ve emniyet güçleri tarafından bastırılmış, bu yürüyüşlerde birçok şehit verilmişti. Bu yürüyüşlerde hayatını kaybeden Necip Osman, Mehmet Saraç, Hasan Arnaud ve Mehmet Salih Lom, Kaolinovo ilçesinin şehitleri olarak anılıyor.

Şehir meydanında yapılan anıtın açılışı, Belediye Başkanı Nida Ahmet’in girişimi sonucu, binlerce vatandaşın da katıldığı resmi törenle yapıldı.

Ünlü heykeltıraş Seyfettin Şekerov-Sefo’nun eseri olan anıt, ilçenin verdiği dört şehidin ismini ölümsüzleştirirken, anıtın üzerinde de Nazım Hikmet’in ‘Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam, Biz Yanmazsak, Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa’ dizeleri yer aldı.

Hristo Smirnenski ortaokulundan öğrencilerin okuduğu şiirler izleyenlere duygu dolu anlar yaşatırken; bölge imamı Bulgaristan Türklerinin hak davasında ölenler için dua okudu, şehitler rahmetle anıldı.

Nida Ahmet: Onlar anadilinde konuşmak, dinini yaşamak, isimlerini geri almak istemişti

Kaolinovo Belediye Başkanı Nida Ahmet, DHA’ya bu süreçle ilgili, ‘1989 yılında, yani tam 30 yıl önce Bulgaristan Türkleri demokrasi yolunda ilk adımlarını Kaolinovo belediyesinde attı. Bu amaç uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin anısına dikilen anıtın önündeyiz. Totaliter rejime karşı onların tek, küçücük istekleri vardı. Ana dilini rahatça konuşmak, dinini güzelce yaşamak, isimlerini geri almak. Ama totaliter rejim maalesef bunlara karşı çıktı ve üzerlerine tankları yürüttü. Dört şehidimiz var belediyemizde. Kus köyünden Necip Osman, Mehmet Saraç, Hasan Arnaud ve Mehmet Salih Lom. Onların adına buradayız ve onları anıyoruz, anmaya devam edeceğiz. Bu yolda yürümeye devam edeceğiz’ dedi.

45 yıllık komünist dönemden sonra ilk demokrasi kıvılcımlarını yakan Kaolinovo belediyesinden halk oldu. Pristoe (Yusufanlar) ve Kliment (Emberler) köyü de hak ve isim davasında şehitler veren, birçok kişiyi Belene kampına uğurlayan bir köy oldu. Orada da bu sürecin anısına dikilen bir anıt var.

İtiraz edenlere Belene

Emekli öğretmen Sabri Osmanov, DHA’ya o günlere dair şunları söyledi: ’30 yıl önceki asimilasyon kampanyasının anısına bu anıt taşında kurban gidenlerin ismi yazılı. Her sene bu tarihte buraya gelip, onları anıyoruz. İsimleri değiştirmek için muhtarlık bizi çağırdı, askerler tüfeklerle, köpeklerle, hatta tanklarla köye geldi. İnsanlar ağlayarak toplandı buraya, bu işin haksız olduğunu ispat etmek istediler. Bunun haksız olduğunu diyenler, işaret edenler tespit edildi, konuşanlar, itiraz edenleri topladılar. Belene’ye gönderdiler. Biz bu haksızlığı hiçbir vakit unutmayacağız.’

Ebazer Ahmet: Belene cehennem gibiydi

Belene kampında 11 ay kalan, sonra da dört yıl ülkenin Kuzeybatı noktasına sürgüne gönderilen Doktor Ebazer Ahmet, ‘Burada mitingler, yürüyüşler yaptı insanlar. Onlardan birkaç kişi Belene’ye sürgüne yollandık. Orası hakikaten, Allah kimseye göstermesin, cehennem gibi diyebiliriz. Orada 11 ay kaldıktan sonra bizleri çıkardılar ve Lom tarafına sürgün ettiler. Orada dört sene sürgünde durdum. Belene ile ilgili çok şeyler anlatılabilir. Orada birkaç yere taksim ediyorlar. Biz ikinci öbek denilen yerde bulunduk. Orada Bulgaristan’dan 600 kadar kişi vardı. Aralarında öğretmen, teknisyen, doktor, mühendis vardı. Bulgaristan Türklerinin aydınlarıydılar. Fazla konuşanları, çok bilenleri bizden ayırıyorlar, onlara daha fazla zulüm yapıyorlardı. Biz intikam peşinde değiliz. Mümkünse kanunca bize bu yapılanları devlet düşünsün ve suçluları cezalandırsın. Başka bir şey diyemiyorum’ dedi.

Demokrasi kıvılcımları ‘Mayıs olayları’ olarak anılan süreç, 1989 yılında Bulgaristan Türklerinin totaliter rejime karşı ayaklanması ve yürüyüşlerin sembolü olarak geçiyor. 24 Mayıs 1989 yılında Bulgaristan ile Türkiye sınırlarının açılmasıyla büyük göç yaşandı. 10 Kasım 1989 tarihinde ise, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, Bulgaristan da komünist rejime veda etti.

Bulgaristan’daki asimilasyon kampanyası nasıl başladı?

Bulgaristan’da 10 Kasım 1989’a kadar hüküm süren komünist diktatör Todor Jivkov’un lideri olduğu komünist parti üst yönetimi, 1984 yılında ülkedeki 2 milyona yakın Türk ve Müslüman nüfusa yönelik asimilasyon kampanyası başlattı.

Rejimin ‘Yeniden Doğuş’ adını verdiği bu kampanya kapsamında Müslüman isimleri Bulgar isimleriyle değiştirilirken, ülkede Türkçe konuşulması ve Müslümanların ibadetleri etmesi yasaklandı.

Rejim, özellikle 1989 yılındaki gösterilerin ardından ülkenin kuzeydoğusu ve güneydoğusunda yaşayan Türk ve Müslümanlara şiddetli baskılar uygularken, bu baskılar sonucu 30’a yakın insan yaşamını yitirdi.

Ayaklanmalarla baş edemeyeceğini anlayan Jivkov, 24 Mayıs 1989’da Türkiye sınırını açarak isimlerinin değiştirilmesini reddeden 400 bini aşkın Bulgaristan Türkü’nü göçe zorladı.

Türk ve Müslümanların ayaklanmasıyla başlayan hareket sonucunda Jivkov, 10 Kasım 1989’da darbeyle iktidardan indirildi.

Asimilasyon kampanyası ile ilgili 1990’da başlatılan yargı süreci ise hala sonuçlandırılmadı.

UYARI: Yayınlanan haber, yazı ve fotoğrafların tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilse dahi haber, yazı ve fotoğraflar özel izin alınmadan kullanılamaz.

BİZİ FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDİNİZ. TIKLA VE TAKİP ET